ETKİNLİK TAKVİMİ
GENÇLERDE MESLEK EDİNME

Doğada(n) öğrenmek 28.03.2016

Doğada(n) öğrenmek

“Kuşlar güzel güzel cıvıldarken ve bir yaprak üzerinde kurt dolaşırken, sen dil araştırmalarına hemen ara ver. Bil ki, kuş ve kurt çocuğa daha iyi ve daha çok şey öğretir. Sen sadece sus.” Johann Heinrich Pestalozzi.

Çocukken oynadığınız oyunları hayal edin. Aklınıza neler geldi? Saklambaç, körebe, birdirbir, sek sek, istop, ip atlama, yakan top… Şimdi bir de bu oyunları nerede oynadığınızı düşünün... Fark ettiğiniz gibi bu oyunların hemen hepsi dışarıda, sokakta, bağda bahçede oynanan oyunlar. Ancak günümüzde sokakta oyun oynayan çocukların sayısı giderek azalıyor. ‘Doğadaki Son Çocuk’ kitabının yazarı Richard Louv bu durumu şöyle tarif ediyor: “Yeni kuşak için doğa bir gerçeklikten çok bir soyutlamadır.” Louv bu duruma bir isim de vermiş: Doğa Yoksunluğu Sendromu.

Okullarının bahçesindeki ağacı tanımıyorlar

Gerçekten de geçmişte doğa, çocukların oyun arkadaşlarından biriydi. Çocukların boş zamanlarının tamamı mahalle aralarında, bahçelerde oyun oynayarak ve doğayı keşfederek geçerdi. Ancak bugün durum böyle mi? Son birkaç 10 yılda çocukların doğayı deneyimleme biçiminde radikal bir değişiklik oldu. Çocuklar iklim değişikliği ya da yağmur ormanlarındaki biyolojik çeşitlilik kaybı gibi doğal çevrenin karşı karşıya olduğu küresel tehditler hakkında daha fazla bilgi ediniyorlar ancak yanı başlarındaki doğadan habersizler. Yaşadıkları kenti hangi türlerle paylaştıklarını, musluklarından akan suyun ve yedikleri sebzelerin nereden geldiğini, çöplerinin nereye gittiğini, kentlerine gelen göçmen kuşları, bölgelerine özgü ağaç ve ot türlerini bilmiyorlar.

Birçok çocuk, eğer varsa, okullarının bahçesindeki ağaçları tanımadan mezun oluyor. Eğitim sistemimiz öğrencilerin yaşadıkları yerle bağ kurmasını sağlayan somut deneyimlere ya hiç değinmiyor ya da çok az yer veriyor. Merkezi sınavlara hazırlanma baskısı hem öğretmenler hem de öğrenciler için uygulamalı doğa eğitimlerinin gerçekleştirilmesini çok zorlaştırılıyor. Peki doğayı yeniden yaşamımızın bir parçası yapmak bu kadar güç mü gerçekten? Aslında değil! Bu konuda hem ebeveynlerin hem de eğitimcilerin yapabileceği çok şey var.

Mutlaka ‘vahşi doğa’ya gitmek gerekmiyor

Doğada olmak için mutlaka ‘vahşi doğa’ya gitmeye gerek yok. Bazen evin yakınındaki ya da okul bahçesindeki tek bir ağaç bile çocuklar için önemli öğrenme deneyimleri sağlayabilir. Çocuklar ağacı merak ederek, beş duyularıyla tanımaya çalışarak, ağacın üzerinde hangi türlerin yaşadığını araştırarak, o ağacı hangi kuşların ziyaret ettiğini gözlemleyerek yaşadıkları kent hakkında çok şey öğrenebilirler.

Aileler mümkün olan her fırsatta çocuklarıyla birlikte doğal alanlara gidebilir, onların merak duygularının doğa tarafından tetiklenmesine izin verebilirler. Uzun soluklu araştırmalar doğada eğitim gören çocukların merak duygusunun ve keşif yapma isteğinin beslendiğini, yaratıcılıklarının geliştiğini, daha kolay odaklanabildiklerini ve hem fiziksel hem de duygusal olarak daha sağlıklı olduklarını gösteriyor.

Ya okullarımız? Her ne kadar örgün eğitim müfredatı uygulamalı doğa eğitimine pek yer vermese de, doğayı eğitimin içine katacak birçok fırsat sunuyor. Öğrenciler okullarında sunulan yiyeceklerin nereden geldiğini; soğan, domates gibi en çok tüketilen sebzeleri kimlerin, nerede yetiştirdiğini, o ürünlerde hangi çiftçilerin emekleri olduğunu araştırabilir. Hatta o çiftliği ziyaret ederek, çiftçilerle röportaj bile yapabilirler. Okullarındaki atık suyun nerede arıtıldığına dair bir araştırma yaparak, atık su arıtma tesisini ziyaret edebilirler. Doğa-çevre konusu sadece hayat bilgisi ve fen bilgisi derslerini ilgilendiriyormuş gibi gözükse de aslında her disiplini barındıran yaşam bilgisini içeriyor.

Biz doğanın çocuklarıyız

Öğrenciler matematik derslerinde soyut ve kendi yaşamlarıyla bağlantısı olmayan hesaplamalar yerine, evde ne kadar su tükettiklerini araştırabilirler ya da yedikleri hamburgerin karbon ayak izini hesaplayabilirler. Coğrafya ve tarih derslerinde doğanın kültürle olan ayrılmaz ilişkisini sorgulayabilirler. Böylece doğa çocuklar için soyut, uzak, sadece televizyondaki belgesellerde izledikleri bir olgu olmaktan çıkıp her an yaşamlarının içinde olan ve kendilerinin de bir parçası olduğu bir gerçeklik haline gelebilir.

Bizler doğadan ayrı, onu kirleten ya da koruyan, onun üstünde varlıklar değiliz. Bizler doğanın çocuklarıyız, onun içinden çıktık ve her nefeste onunla bağlantıdayız. Bütün gıdamız doğadan geliyor, bedenlerimiz tabiat ananın büyük bedeninden besleniyor. Eğer çocuklarımıza ‘doğa olduklarını’ deneyimleyecek fırsatlar sunmazsak, çocuklar toprağa-doğaya bağlanmazlarsa, ne doğanın sunduğu yararları alabilir ne de uzun vadede çevreye karşı sorumluluk hissedebilirler. Doğanın korunması, koruma için çalışan kurumların yanında çocukların ve gençlerin doğayla olan ilişkilerinin niteliğine; onların doğaya nasıl bağlandıklarına ya da bağlanamadıklarına da bağlı.

ÇEKÜL’de ‘Bilgi Ağacı’

Bu durumu fark eden birçok sivil toplum kuruluşu öğrencilere ve öğretmenlere yönelik çeşitli doğa eğitimleri düzenliyor. 25 yıldır doğa-kültür-insan arasındaki yaşamsal uyumun savunucusu olan ÇEKÜL Vakfı’nın eğitim birimi ‘Bilgi Ağacı’ da öğretmenlere ve öğrencilere yönelik çeşitli eğitim programlarıyla, insan-doğa-kültür arasında bozulan ilişkiyi onarmaya yönelik çalışmalar yürütüyor.

Öğretmenlere yönelik hazırladığımız ‘Ağaçların Diliyle Kentim’ eğitim programı kentlerde büyüyen çocukların, doğadaki değişimleri yakın çevrelerinde izlemelerini sağlamayı, kentlerine karşı sevgi ve aidiyet hislerini güçlendirmeyi ve kentlerinin doğal mirasına sahip çıkabilmelerini hedefliyor. Bu hedefler doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz önemli projelerden birisi de Hatay’ın Payas ilçesinde ilköğretim öğrencileriyle devam ediyor. Payas’ın önemli kültürel miras öğelerinden, Mimar Sinaneseri Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi’nde yapılan eğitimlerde çocuklar hem bu tarihi değeri yakından tanıyor hem de külliyenin bahçesinde sebze-meyve yetiştirerek doğaya daha yakından temas ediyor.

Doğadan uzaklaşmanın duyuları az kullanma, dikkat eksikliği, odaklanamama, fiziksel ve duygusal hastalıkların artması gibi çeşitli sonuçları var. Bu bulgulardan yola çıkan ‘Bilgi Ağacı’, Pendik İTO Özel Eğitim İş Uygulama Merkezi’nde orta ve ağır düzey zihinsel yetersizlik nedenleriyle eğitim gören öğrencilerle de çalışıyor. Öğrencilerin toprak ve doğa ile bağlarının güçlenmesi amacıyla hazırlanan ‘Umut Bahçesi’ projesi kapsamında yükseltilmiş yataklardaki bahçe uygulaması veli ve öğretmenlerin desteğiyle yürütülüyor.

Sözlerime yine Richard Louv’dan bir alıntıyla nokta koymak istiyorum: “Tutku bilgisayar oyunlarıyla, CD’lerle gelmez; o kişiseldir. Tutku toprağın kendisinden çocukların çamurlu elleriyle çıkar; çimen lekeli giysi kollarından geçip yüreğe varır. Çevreciliği ve çevreyi korumak istiyorsak, soyu tehlike altında olan bir türü de korumalıyız: Doğada oyun oynayan çocukları.”

http://www.hurriyet.com.tr/dogadan-ogrenmek-40076439


Yorumlar - Yorum Yaz